HUVEYDİMULHUDA KİMDİR?

HUVEYDİMULHUDA KİMDİR?

ATMACA SOYUNDAN SELİM OĞLU MUSTAFA
Aslen Of’un yaranoz köyünden(kavakpınar) olup, büyük dedesi Mustafa Hoca, dedesi Ahmet efendi küçük yaşlarda iken Akyazı’da KeremAli dağının eteğinde bulunan pazarköy’e göç etmişlerdir. Mustafa efendinin Büyük dedesi Mustafa hoca’da Pazarköy ve civarında tanınmış ve herkesçe kabullenilmiş bir hoca idi.
Mustafa efendi ise 22 Muharrem 1402 (19 Kasım 1981) de Adapazarı’nın merkezinde şeker mahallesinde doğdu. Mektep zamanlarına yakın Adapazarı’nın meşhur çark caddesinin semerciler mahallesi ambarlı sokağına yerleştiler. Orda Ahmet Akkoç mektebinde ilk öğrenimini gördü.
O yıllarda mektebin yaz dönemi tatillerinde MEKKE MESCİDİ tarafından tayin edilen Mustafa hoca,pazarcı nuri efendi gibi kuran muallimlerden kuranı kerim dersleri alıyordu. En son yaz tatilinde ise Adapazarı’nın en büyük manevi ışıklarından biri olan İHSAN EFENDİ r.a. den ders aldı. İHSAN EFENDİ babası Selim efendininde hidayette ilerlemesinde ve çocuklarının medrese tahsiline vermesi konusunda da yol gösterici olmuştu. Mustafa efendiden 3 sene önce mektebi bitirmiş olan abisi Molla Yasin efendinin de medrese tahsiline girmesi yine bu mubarek zatın vesilesi ile olmuştu. ALLAHU TEALA İKİ CİHANDA İSMİNİ VE MAKAMINI AZİZ EYLESİN AMİNN..
İlköğretimden sonra Adapazarı’nda ikamet eden MÜDERRİSÜLASR MOLLA BURHAN hazretlerinin Adapazarı’nda ikamet eden bir talebesinden OSMANLI usulu bir medrese eğitimine başlar. Mustafa efendi bu eğitimde sarf, nahiv,mantık,vaziye,munazara,istiare,beyan,akaid ve usul dersleri, Şer’i ilimlerde ise hadis, tefsir, fıkıh…. dersleri alır.
17 ağustos 1999 tarihinde medresede tahsil görmekte iken Adapazarı depremi olur. Depremden dolayı bir müddet medreseden ayrılmak zorunda kalır. Çünkü Adapazarı’nın merkezi harabeye dönmüştür. Merkezde oturanlar bir müddet kenar tepelik yerlere giderler. Mustafa efendi de en merkezi yerde oturduğu için onlarda bir müddet serdivan tepesinde Karşıyaka camii mevkiinde konaklarlar. Sonra şeker mahallesinde şu an ikamet ettiği yerde bir baraka yaparlar ve oraya yerleşirler.
Bir takım maddi sıkıntılar ve gençliğin verdiği cahillikten dolayı medreseye dönmez ve çalışmaya başlar. Önce bir gazete dağıtım işinde sonra şehir dışında ve daha sonra yine adapazarı’nda bir marangozhanede çalışır. Bu şekilde yani medreseden ayrı iki sene geçer. Son çalıştığı işyerine gidip gelirken belediye arabası hep SAKAR BABA hazretlerinin makamının ordan geçer. Mustafa efendi, hazretin makamının yanından her geçişinde hazretin ruhuna bir Fatiha okur ve hediye eder. İşte bu dönemleri kendisi şöyle nalatıyor:
“Evliyalar sultanı gördü Mevla’nın inayeti ile evliyaya edilen hürmeti hemen zincirini attı. O üç ay içinde tamamen farklı biri olmuştum. Daha önceleri hep medresede idim beş vakit namazımda idim ama neyi ne için yaptığımdan haberim yoktu. Çoğu güzel şeyi büyüklerim yap dedi diye yapıyordum. Çoğu zamanda zorla, büyüklerime ters düşmemek için yapıyordum. Ama o üç ay zarfında tamamen fehmim değişti. Marangozhanede çalışırken kendi kendime yeter boş lakırdı yaptığın birazda Rabbini zikret diyordu içimden gelen ses. Bende LAİLAHE İLLALLAH zikrine başlıyordum. Çok sesli bir makine vardı onun yanında çalışırken bağıra bağıra ezan okuyordum. Sonra uzun tefekkürler başladı.
“nereye gidiyorsun, böyle mi ömrünü çürütecen sabah işe git akşam gel. Hiçbir ilmi ve manevi terakkiyat yok. Sen bunun için mi yaratıldın. Medreseye dön tahsilini tamamla.”
İşte bu sıralar ALLAHU TEALA’nın inayeti ile tekrar medreseme geri döndüm. HOCAM hazretleri de beni kabul ettiler. Elhamdülillah. “
Verilen aralarla birlikte 10 senelik medrese tahsilinden sonra hocası MOLLA MUHAMMED hazretlerinin izni ile kendisi de şeker mahallesinde hizmete başlarlar.
Huveydimulhuda: Allahu Tealanın küçük hizmetkârı
Mustafa efendi bu dönemlerde sohbetler yapmaya insanlara şeri ilim öğretmeye başlar. Kuranı kerim bilmeyenlere Kuranı kerim dersleri, tecvid dersleri, ilmi hal fıkıh dersleri öğretir. Yaz dönemi mektepli çocuklara ders verir. Arapça kavrayabilecek kişilere Arapça kavrayamayacak kişilere de Osmanlıca dersleri verir. Talebelerine Osmanlıca fıkıh, hadis, meviza kitapları okutur. Büyükleri gibi o da İlim olmazsa olmaz der. Derviş de olacaksan önce şeriatını bileceksin. Namazsız zikir ehli olunmaz. Talebelerine:
Ders konusunda tembellik olmaz. Ne zaman müsait olursan o zaman gel gece üç de de gelecem desen buradan dersini alırsın. Seni boş geri göndermeyiz der.
Medreseye tekrar geri döndüğünde İMAMI GAZALİ K.S.kitaplarını okuduğu ve bu kitaplar büyük derecede kendi maneviyatında etki bıraktığı için İMAMI GAZALİ K.S.hazretlerine üstadım der. İMAMI ŞARANİ K.S. ve İMAMI BİRKİVİ K.S. gibi büyük evliyaullahların kitaplarından bazılarını okur.
İMAMI GAZALİ K.S. tasavvuf ilminin en büyük eserlerinden biri olan ihya ulumiddin adlı dev eserinde “tasavvuf farzı ayndır” der. Mustafa efendi İMAMI GAZALİ K.S. hazretlerini üstad edinmesi hasebiyle bu görüşe ram olur. İMAMI ŞARANİ K.S.hazretleride kitabında mutlaka bir şeyhinin elini tut müridi ol ki kendini yetiştirebilesin yoksa tek başına bunlar olmaz diye nasihatlerde bulunur.
Bunun üzerine Mustafa efendi mutlaka bir zatın müridi olacağım. Ama kimin müridi olmalıyım der. Şurası olmaz burası olur herhalde der ve gece orası hakkında rüyalar görür. Sonra İMAMI GAZALİ K.S. hazretlerinin “minhacul Abidin” kitabından “tefviz” meselesini okur. Orda İMAMI GAZALİ K.S. hazretleri kendi şeyhinden Arapça bir şiir nakleder
إنّ مَنْ كاَََنَ لَيْسَ يَدْرِي أَفِي الْمَحْ … بُوبُ نَفْعٌ لَهُ أَوِ الْمَكْرُوهِ
لحََََََََََََََََرِيٌّ بِأَنْ يُفَوِّضَ ماَ يَعْ … جِزُ عَنْهُ إَلىَ الَّذِي يَكْفِيهِ
اَلإِِلهُ الْبَرُّ الَّذِي هُوَ فِي الرَّأْ … فَةِ أَحْنىَ مِنْ أُمِّهِ وَأَبِيهِ
Kim ki bilmiyorsa sevdiği şeyde midir kendisi için fayda yok çirkin gördüğünde mi
Ona yakışan odur ki, bu doğrusunu bilmekte aciz olduğu işi, bu konuda ona kafi olacak zata bıraksın
O zat ki o Berr olan İlahtır. O ki şefkatte kendisine annesinden ve babasında daha yumuşaktır.
Sonra daha önceden görmüş olduğu rüyaların hadisi nefs olduğunu anlar. Zira gündüz düşündüğünü akşam rüyasında görmüştür. Ve kendi kendine hareket ettiği için bu halinden tevbe eder.
Sonra bir gece şu duayı okuyarak istihare yapar:
لاَنَعْلَمُ الصَلاَحَ وَلاَالاَصْلَحَا فاَقْدُرْ لَناَ الاَصْلَحَ ياَرَحِيمَناَ
Biz ne doğruyu, ne en doğruyu biliriz. Sen bize en doğru olanı takdir et ey rahmet edicimiz.
Rüyasında nur yüzlü bir zatı görür. Ama o zatı daha önce görmemiştir ve tanımıyordur. Sonra bu zatı aramaya koyulur. 6 sene boyunca bu zatı arar. Türkiyedeki dergahlara gider. Dergahlardaki meşayıhın rüyasında gördüğü zat olmadığını bilir ama belki nerde olduğunu onlardan öğrenirim diye gezer. Fakat olumlu bir cevap alamaz. O zaman da yani bu rüyayı gördüğü zaman ne kıbrısta bir dergah olduğundan haberi vardır ne de Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin varlığından.
Sonra kendi ufak ve şirin mekanında hizmet ederken bir gün Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin belgeseli eline geçer. Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin hayatı onu çok etkiler ve ruhuna işlenir. Öyleki kendi kendine “bu zamanda böyle bir zat mı var” der.
Bundan altı ay kadar sonra Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerini rüyasında görür. Kendisine bazı şeyler söyler. Bunun üzerine Kıbrısa Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerini ziyaret etmeye karar verir. Belki Şeyh M.Nazım K.S. hazretleri rüyasında gördüğü zatın kim olduğunu ona söyler diye. Çünkü rüyasında gördüğü mubarek, Şeyh M.Nazım K.S. hazretleri de değildir.
Sonra Kıbrıstaki Hakkani dergahına gidince mesele yavaş yavaş aydınlık kazanmaya başlar. Zira rüyasında gördüğü dergah burasıdır. Sonra orda ki bazı resimlere bakarken Büyük Şeyh Abdullah Faiz Dağıstani Hazretlerinin resmini görür ve
“işte benim gördüğüm zatı muhterem bu resimdeki zat idi” der
Ve oranın aradığı yer olduğu, 6 senedir beklediği anın artık gelmiş olduğunu anlar.
Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerinin hücreyi saadetine girdikleri zaman Şey efendi, abisi Yasin efendi ve Mustafa efendiyle hangi ilimlerden okudukları hakkında uzun uzun sohbet eder. Sonra onlara
“siz tasavvuf düşünmüyor musunuz?” der.
Mustafa efendi
“bizde bu niyetle gelmiştik efendim” der.
Şeyh M.Nazım K.S. hazretleri
“biliyorum sizi ilk gördüğüm zamandan biliyorum” der ve şu kutlu sözleri söyler
SİZ KENDİNİZ GELMEDİNİZ. SİZİ BİZE GÖNDERDİLER. SİZ BİZİMSİNİZ BAŞKASININ OLANDA GÖZÜMÜZ YOKTUR. AMA BİZİM OLANI KİMSE BİZDEN ALAMAZ. HELE BİR ALMAYA KALKSINLAR
Ardından Şeyh M.Nazım K.S. hazretlerine biat ederler. Ve beş gün sonra türkiyeye dönecekleri zaman son olarak Şeyh Efendi hazretlerinin huzuruna varırlar.
Mustafa efendi
“efendim bizim orada bizi seven kardeşlerimiz var onlar bize derler ki: hocam siz nereye intisab ederseniz bizde oraya intisab ederiz” diyemeden yani sözü bitirmeden Şeyh Efendi K.S. hazretleri
“ikinize de izin verdim isteyeni TARİKAT-I ALİYYE hizmetine dahil edebirlirsiniz der.
KITMİRUS-SULTAN derviş MOLLA MUSTAFA SAKARYEVİ
2008 şubat ayında cereyan eden bu kutlu ziyaretten sonra artık zahiri ilim öğretim hizmetine Batıni ilim hizmeti de eklenmiştir. Bu şekilde şer’i ilim eksiği olanlara şer’i ilim, manevi terekİıyat derdinde olanlara bu ihtiyaçlarını giderecek şekilde bir hizmet başlamış olur. Mustafa efendi İki senedir kendi ufak ve şirin dergahında bu ali hizmeti sürdürmektedir. Her hafta perşembeyi cumaya bağlayan akşam “HATME-İ HACEKAN” zikri Cuma akşamı ve Pazar akşamları sohbet vermektedir.
İsteyenlere Arapça, Osmanlıca, kuranı kerim kıraat ve tecvid dersleri de devam etmektedir. Sene de üç dört defa Şeyh Efendi K.S. hazretlerini ziyarete kıbrısa gitmektedir. Daha önceleri “Huccetül-İslam” adını verdiği medresesini şimdi “Osmanlı Nakşibendi Dergahı” olarakta kullanmaktadır.
LUTFU İLAHİ
Büyük Şeyh Abdullah Faiz Dağıstani hazretlerinin doğum tarihi 1891 yılıdır. Bu Mustafa efendiyi çok mutlu eder. Zira Büyük Şeyh hazretlerinin doğum tarihindeki iki sayının yerleri değiştirildiğinde 1891 *1981 Mustafa efendinin doğum tarihi meydana çıkar ki Mustafa efendi: bu kadar ufak bir tevafuk olması bile Allahu Teâla’nın bize bahşetmiş olduğu büyük bir lutufdur der ve Hazreti Yezdan’a hamd eder. elhamdulillah
Allahu Teala hizmetlerini daim eylesin. Aminn.

ZORLA ANLATMA

**ZORLA ANLATMA**

Güzel ise kalbin önce yüzüne vurur
Devam edersen hikmetler diline gelir
Zorla anlatma kimseye bilenler bilir
Bu nur Haktan gelir korkma bitmez
O aşığın kalbindedir ebedi gitmez

huveydimulhuda

ZEBANİLER(Teröristlere)

**ZEBANİLER(Teröristlere)**

Sen beni haince vurdun ya köpek
Seninde muhakkak vaktin gelecek
Biz Hakka giderken ardındakilere söyle
Sizi cehennem zebanileri bekleyecek

huveydimulhuda

ZÜLEYHA

**ZÜLEYHA**

Züleyha!!!!!!
Yusuf’a saldırarak onun olamazsın
Sen onun gönlünü almaya bak
Dünya aşkıyla Hakk’ı bulamazsın
Sen Allaha kul olmaya bak

huveydimulhuda

YİNE HAYRAN KALDIM

**YİNE HAYRAN KALDIM**

Bembeyaz bulutlar üzerindeyken
uzun uzun tefekkürlere daldım
Denizlerle Hakk’ın seyrindeyken
O güzel yare yine Hayran kaldım

huveydimulhuda

YUNUS EMRE

**YUNUS EMRE**

Aşk gelince eksikler tamam olur
Bana geldi de tamam olmadı diyen mi var
Bunu Sultan Yunus Emre buyurur
Aramızda Aşkı ondan iyi bilen mi var

huveydimulhuda

YOLUMUZ ÖLESİYE MERTLİKTİR

**YOLUMUZ ÖLESİYE MERTLİKTİR**

Bize yolumuzu sorana derim
Yolumuz iyilik, ölesiye mertliktir
Bizi düşman olarak görene bile
Kötü söylemek bize namertliktir

Hakkı bıraktı toplum yalandır işi
Kandırarak döndürür yaptığı her işi
Kalmasa da dünya da doğru bir kişi
Yine de hakkı söylemektir yolumuz

Kötülük düşünmeyiz biz kimseye
Ederiz dostluğu herkese tavsiye
Gönülleri Hakkın muradı sevgiye
Ulaştırabilmektir bizim yolumuz

Herkese candan sevgiyle bakıp
Dostluktan ayrı koyan her şeyden kaçıp
Haktan gönle inen o nuru saçıp
Herkese gönlü açmaktır yolumuz

Kimse namazsız secdesiz kalmasın
Şeytan oyunlarına alet olmasın
Yalan dünyaya kör kütük dalmasın
Allaha kulluktur bizim yolumuz

Derviş olan nasihate darılamaz
Kibir ve riya ile Hakk’a varılmaz
Hayasız kişi Kuran’a sarılmaz
Bed ahlaktan sıyrılmaktır yolumuz

Paraya ve pula kul olanlar var
Bizlere sadece Allah’tır yar
Şu koca alemi görmüşüz dar
Yedi kat göğe ermektir yolumuz

Görünenden görünmeze geçeriz
Yardan gelen derdi aşk ile içeriz
Yarin en has kuluna rabıta ederiz
İkilikten çıkmaktır yolumuz

Ölüm bir gün gelir de çatar
Azrail ecel davulunu çalar
Her kul o derin uykuya dalar
O ve sonrasına hazır olmaktır yolumuz

Herkes frenk gibi giyer yer içer
Güzel ahlaka önem vermez geçer
Derviş ise her halde sünneti seçer
Sünnet-i ihya etmektir yolumuz

Merhamet yolundan sakın ha kayma
Yaptığın amel-i bir pula sayma
Kendini kimsenin üstüne koyma
Tevazu ya erdirendir yolumuz

En azılı düşman kafirleri
Gözü dönmüş büyük zalimleri
Hakka asi olmuş hainleri
Hakka döndürendir yolumuz

Elimizi tutan gönül dostları
Büyük Şeyhimiz müjdeledi onları
Sıratta korku ile bekleyen canları
Sıratı şimşek gibi geçirendir yolumuz

huveydimulhuda

YÜZÜNÜ DÖNMÜŞTÜR

**YÜZÜNÜ DÖNMÜŞTÜR**

Solgun ise renkler can gözüne bak
Mutlaka Yardan yüzünü döndürmüştür
Gönül verip baktı isen sivasına, Hakk
Kalbindeki aşk ateşini söndürmüştür

huveydimulhuda

YAZIK

**YAZIK**

Yezdan’a aşık kula
Yoldaşa kutlu ola
Bu birlikteliğe mola
Veren yoldaşa yazık

Gönül dostunu bulmuş
İçine muhabbet koymuş
Üstüne mutsuz mu olmuş
Vay o gönüle yazık

Sen bana lütfetsen
Didarını seyretsem
Dikenini sevmezsem
Gönlüme yazık

Zikre varır dilim
Gönle dolar ilim
İpini tutmaz elin
Sahibine yazık

Secdesiz insanın
Hak söylemez lisanın
Böyle akıl satanın
Aklına yazık

Sana gelmeyen kulun
Dünya mı derdi onun
Hakka çıkmayan yolun
Yolcusuna yazık

huveydimulhuda

YAVAŞ BİLE KOŞTURMA

**YAVAŞ BİLE KOŞTURMA**

Allah’ım hak varken batıla daldırma
Senden gayrisiyle kalbi coşturtma
Öyle bir kuvvet ihsan etki yolunda
Yürümek değil yavaş bile koşturtma

huveydimulhuda